,

Yorgun Ruhlar ve Bedenler / Handan Musaoğlu’nun Yazısı

Yorgun Ruhlar ve Bedenler

ÇELİŞMELER
Zaman yırtık, mekan yırtık, gönüller yırtık, bilinçler yırtık: Eski yıllardaki düşük kaliteli gazete kağıtlarının, günlerce ıslanıp, güneşte kupkuru olduktan sonra ghcırrt diye yırtıldığı gibi yırtılmış insanlarız. Bu insandan gölgelik olmaz güneşten korusun, fırtınalara dayanmaz korugan olsun.
Oysa kaviydik sarp yokuşlarda ve emniyetsiz inişlerde; yay gibi gergin, pars gibi çeviktik, onmazdı yan gözle bakan…
Ne oldu? Zehirli bir şey mi soluduk; akciğerimizden göğertti bizi de ölüyor muyuz yavaş yavaş? Ne yaman bir virüstür, darmadağın etti vücut ülkemizi.
Görmek için bakmıyor muyuz ne? Yoksa görmeye mecalimiz mi yok? Beş duyusu vardı insin…Nerede şimdi duyargalarımız? Kim iddia edebilir herhangi bir figanla sarsıldığını? Değil figanlar ülkesinden, gözünü biraz devirerek görebileceği yüreklerden kopan bir çığlıkla kavrulabilen kaldı mı hayatımızda?
Ne çok senaryonun içinde dekor insan? Kim kendi hayatının hesabını yapabilir? Ve kim verebilir kendi hikayesinin hesabını, en azından kendine bari?
‘öyle bir hayata çattık ki; hayata kurmuş pusu’ diyen büyük şair, nasıl betimlerdi güncel çelişkiyi? Nasıl?
Sennet’in Zanaatkar’ındaki insanlar gibiyiz: ‘morallerimiz bozuk’. Ama hangi kominizma katkütlere dizip umarsızca astı bizi darağaçlarına? Ne yere düşen bir güle bile kaygılanacak gönlümüz ne de bir uçurtma uçurtmaya hevesimiz var!
İsmet Özel de mi yalancı? Nerede ‘ otların sarardığı yerlerde güneş/kurşunun değdiği tende heves‘ nerede? Bu fışkına bir damlayı hangi bulut inzal edecek? Keşke sudan önce inmeler kötürüm etmese ve sürgün boy verse içimizde…
ZITLAMALAR
Uyuduğumuzdan değil uyanamayışımız! Dinlenemeyişimizden değil yorgunluğumuz! Yokluktan değil açgözlülüğümüz! Cömertliğimizden değil ikramlarımız!
‘hayat zıddıyla kaim’ diyen ezber, unuttur kendini.
Son altmış yılda, ezelden beri üretilenden daha çok üretilen bilgi cahilsin kendine bile!
Yolsuz rehberler nereye sürükler yolcuları? Yüzyılın başında Vallery namusluca, ‘takibi bırakın; biz kaybolduk’ demişti ne güzel. Yazık ki sözünü dinlemedik, Vallery de artık yok ortalıkta.
‘ne içindeyim zamanın/ ne de büsbütün dışında’ derken yaptığı ile Tanpınar’ın, bizim anlatmaya koyulduğumuz aynı şeyler değil.
YANILSAMALAR
Bir cümlesine tutunabileceğiniz kaç insan var hayatımızda? Doğrusu, herhangi birinin tutunacağı bir cümle biz kurabildik mi? Ki cümle kurmak ev çatmak gibidir. Arayana yuva olacak bir tek cümle kim kurar bugün? Biz, seksen milyonun buluşacağı bir cümle var mıdır? Bir cümle…hep birlikte gölgesine otursak ve çoğaltsak o cümleyi, kulaktan kulağa aktarsak, sağaltsak ruhumuzu; su kaynaklarımıza fısıldasak canlansa yanmış ciğerlerimiz; dağlarımızın dumanlarına versek berraklaşsa göğümüz; yeşerse tohumlarımız, çağıldasa derelerimiz, dalgalansa denizlerimiz…
Nerede o cümle ve keşke bulsak o cümleyi çatabileni…
UMUT
İnsanın içindeki kuyu Mariana’dan daha derin. Bu çağda herhangi biri o çukura itebilir herkesi. Ne var ki Yusuf’u kuyusundan çıkaran kervan, çıkaramaz insanı kendi kuyusundan. Ve ancak insan, içinde bir dayanak bulmayı başarabilirse, kuyudan tutuna tutuna değil uçarak çıkabilir. O halde insanın içinde bulabileceği dayanağı kim uzatabilir insanın içine? Belki de vardır her zaman o dayanak…Ve fakat olduğu konusunda umut edebilsek billurlaşacaktır belki.
Ve Orhan Seyfi haklı olabilir: ‘kül olmaz ateş, yanmadan/denizler durulmaz, dalgalanmadan’…
‘yüksel ki yerin bu yer değil’ diyen N. Kemal’in öğüdü nedir? Hüner nedir? Nereye düştük nasıl yükseleceğiz?

YILLAR YORGUN BİZ YORGUNUZ
Herkes yorgun, mutsuz, kırgın, bitkin, gergin, bıkkın herkes. Her gün yeni bir sendroma yuvarlanıyor insanlar. Bütün insanlık topluca bir travmaya kapıldık. Buna bağışık olmak mümkün değil zaten ama iyi ki mümkün değil. Yoksa ‘deli bir toplumun içindeki tek akıllı’ olmak gibi bir ironi ile başetme uğraşı yüklenirdi üstümüze.
Herkesin yorgunlukları, kırgınlıkları, mutsuzlukları ve bitkinlikleri farklı sebepledir muhtemelen. Yaşadıklarımızdan geriye öyle mecalsiz kalıyoruz ki, ‘yorgunum’ diyor ve sözün bittiği yere geliyoruz.
Yorgunluğumuzu anlatmaya çabalamak ayrıca yorucu; buna takatimiz yok. Ne ki ‘yaşamak yükü üzerimizde’. Uğrunda, yorularak bile olsa yaşamaya değer bir şeylerimiz olursa ‘seneler boşa geçmeyecek’; malum yıllar da biz de yorgunuz.
‘’Ruh aslında bedenin en yorgun ve en gri tarafıdır…’’
Artık sıklıkla duyuyoruz: ‘yorgunum’. Nasılsın sorusunun karşılığı yorgunum ya da idare eder. Önceden birisine ‘nasılsın?’ dediğimizde, iyi olmasa da ‘iyiyim’ derdi… Yorgunluk… ve artık bunun gizlenmesinin mümkün olmaması veya gizlenmeye gerek duyulmaması. Bir çeşit umarsızlık?
TEORİDEN GÜNLÜK HAYATA
Üzerimizde kalmasın, bir hakkı teslim edelim. Farklı ülkelerde yapılan araştırmalar gösteriyor ki, kadınlar erkeklerden daha yorgun… Kadınların yapmak zorunda olduğu ya da görevi olarak tanımlanan sorumlulukların çok fazla olması ruhen ve bedenen daha çok yıpranmalarının sebebidir.…Bu çağı kadınlar doğuruyor ve kadınlar taşıyor adeta. Bu cümleden bir roman çıkarabiliriz.
Çağımızın kronik sorunlarından stres ve yorgunluk kardeşimiz gibi hayatımızın her an içinde… İliklerimize kadar işleyen bu kardeşler, insanı sürgünde gibi tüketiyor…Yapılan bir araştırmanın sonuçları, meselenin başka bir boyutuna dikkatimizi çekiyor. Özellikle öfke, üzüntü, kaygı gibi olumsuz duygularını ifade etmede güçlük çeken bireylerin ruhsal ve bedensel bir çok hastalığa yakalanma riskinin daha yüksek olduğunu gösteriyor. Bir bulguyu daha zikredelim: depresif kişilerin geneli, vazgeçmeyi kendilerine alışkanlık edinirken, yorgunluk sendromuna maruz kalmış kişiler, öfkeli-kızgın oluyorlar…

BİRKAÇ BİLGİ
Almanya`da yayımlanan bir makalede yorgunluk, depresyonun “lüks versiyonu” olarak tanımlanıyordu. Kronik yorgun olan insanların geneli vicdanlı, fedakar, yardımsever ve hayır demeyi beceremeyenlerdir…
Baş edilemeyen, iyi yönetilemeyen stresler, öfkeler, kaygı ve endişeler ruhumuzu kapatan, örseleyen her şey, ruhsal ve bedensel yorgunluk yaratıyor…
Maddi ve manevi sıkıntılar gönül travmaları, arkadaşlık, dostluk, ilişkilerinde yaşanan hayal kırıklıkları, iş hayatının sıkıntıları gibi her şey yorar ve mutsuz eder oldu insanoğlunu…
Size de oluyor mu? Uzun zamandır içten gülmediğini hatırlatan gülmeler…
Sözde iletişim araçları yorgunluğumuzu artırıyor. Umudumuzu artıran, düzeyli, estetik, felsefi, eğitici içerikler bulmak zor! Hele asosyal medya; çeşit çeşit hayal kırıklığı oluşturmakta, yorgunlukları artırmakta üzerine yok! Sosyal medya, sanal alemler güzel olan çok şeyi, ziyaretleşmeleri, sohbetleri, ilişkileri bitirme noktasına getirdi.
Aslında hepimiz kendimizi tedavi edici yöntemler bulmayı başarmalıyız. Kendimizi eğitmemiz gerektiğinin, olumlu düşüncelere odaklanmak gerektiğinin bilincindeyiz. Hemen yorgunluk bahanesinin altına sığınıyoruz….Aslında ıslanan bir kedi gibi ‘artık silkelenme zamanı’ desek, kendimize gelsek ve bunu bilinçaltına yerleştirsek ne güzel olur.
BASİT FAKAT ETKİLİ BİRKAÇ ÖNERİ
Gece uyuma ve sabah kalkma saatlerimizi düzenleyerek, sosyal aktivitelerimizi artırarak, düzenli okuyarak, ve egzersiz yaparak, fazla yemekten, alkol, kafein, nikotinden uzaklaşarak, her gün 30 dakika yürüyüş yaparak; kaygıyı, endişeyi, olumsuz düşünce ve sorgulamaları, hayal kırıklıklarını, kaybettiğimiz yıllara yerinmeyi, keşkeleri, bırakabilir, zihin, ruh ve beden yorgunluğumuzu hafifletebiliriz.
Yaşadığımız hayattan sürekli şikayet etmenin yararlı bir yanı yok. Bunun yerine kendimizi rehabilite etmenin yollarını öğrenmemiz gerekir. Hem, İngiliz edebiyat eleştirmeni Schaffner dostumuz da bize serap göstermeye çabalamıyor mu? Demiş ki: ‘‘yorgunluk hep vardı; değişen sadece nedenleri ve etkileriydi.’’
Yorgunluklarımız biz zihnen ayağa kalktığımızda dağılacaktır. İnsan, verili bulunan cevherlerini keşfettikçe gücünün ve kabiliyetlerinin farkına daha çok varacaktır. Hayat çok büyük bir şanstır ve kaybedilmemelidir.
Esen kalın…

Handan Musaoğlu Kasa

İçeriğimizi Puanlayın 1-10 Arası

0 points
Upvote Downvote

Total votes: 0

Upvotes: 0

Upvotes percentage: 0.000000%

Downvotes: 0

Downvotes percentage: 0.000000%

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir