,

AĞZIMIZDAN ÇIKANI KULAĞIMIZ DUYUYOR MU? / Tuğba Yönter’in Yazısı

AĞZIMIZDAN ÇIKANI KULAĞIMIZ DUYUYOR MU? / Tuğba Yönter’in Yazısı

Dil; bulunduğu toplumu millet haline getiren değerlerin başında gelir. Mesleği ne olursa olsun bir vatandaş, mensubu olduğu milletin dilini en iyi, en doğru ve en güzel şekilde konuşmakla sorumlu olmalıdır. Çünkü dil; bayrak gibi, vatan gibi, din gibi korumamız gereken değerlerdendir.
Bizler hayata başlarken, öğrenirken, gelişirken bize pek çok şeyi öğretmenlerimiz öğreniyor(duk)uz. Ne zaman ki teknoloji fazlasıyla gelişti ve ilerledi; işte o noktada öğrenme adresleri de değişiklik göstermeye başladı. Bunların en başında gelen iletişim araçları ise icat edildiği günden bu yana radyo ve televizyon oldu. Hemen her evde bulunan renkli kutudan bize en çok spiker ve sunucular ulaştı. Biz ise “spiker” deyince ilk olarak, “Türkçeyi doğru kullanan ve sesi güzel kişiler” tanımını yaptık. Çünkü olması gereken buydu, ancak özel TV kanallarının açılmasıyla birlikte, spikerlikte aranan özellikler arasında görsellik daha çok tercih edilen kısım oldu (TV patronları açısından). -Oysa hem Türkçeyi güzel kullanan hem de hoş görünen hanım ya da bey spiker-sunucu bulmak çok da zor değildir diye düşünüyorum- Hâl böyle olunca da Türkçeyi doğru ve güzel kullanmasını beklediğimiz kişilerin aslında tam anlamıyla “spiker-sunucu” tanımına uymadığını görür olduk. Böylece Türkçe aldı başını gitti.
Ülkemizde şöyle yaygın bir düşünce var: Sadece spiker, sunucu, tiyatro sanatçıları ya da mesleği konuşmak olan kişilerin iyi bir diksiyona sahip olması gerektiği. Oysaki her Türk vatandaşı dilini hakkıyla konuşabilmeli, yabancı dillerin boyunduruğuna girme riskinden korumalı ve geleceğe de o şekliyle aktarabilmelidir.
Dilimize yıllar öncesinden yerleşmiş yabancı kelimeler var ve bunları yazıda da konuşmada da kullanıyoruz. Ancak, dil artık bu süreci tamamladı ve son derece zengin bir dil olarak karşımızda duruyor. Bu saatten sonra da dilimizde karşılığı olmasına rağmen, gereksiz şekilde “tamam” yerine “okey”, “güle güle” yerine “bye bye” vb. demenin hiçbir anlamı, mantığı ve yararı yok.
Yukarıda bahsettiğim konular sadece, mesleği gereği doğru konuşması gereken kişilerin sorumluluğunda olmamalı. Dile sahip çıkma noktasında devlet yetkililerine de sorumluluk düştüğünü düşünüyorum. 18 yıldır spikerlik-sunuculuk yapan ve bu alanda eğitim veren biri olarak “Türkçenin doğru kullanımı ve hak ettiği şekilde yaşatılması, korunması için devlet yetkilileri ne gibi uygulamalar yapabilir?” diye düşündüğümde aklıma gelenler şunlar oldu:
Öncelikle, taklit yoluyla öğrenmek diye bir şey var. Dolayısıyla da bu doğru örnek olmak gerekliliğini hatırlatır bize. O halde, öncelikle devlet yetkililerinin, siyasetçilerin, akademisyenlerin kısaca toplumda karşılığı olan meslekleri icra eden kişilerin “temiz” bir dil kullanması gerekir.
Televizyon ve radyolardan kitlelere seslenen kişiler belirli bir eğitimden geçirilip, bu alanda yeterliliği olanlara mikrofon izni verilmelidir.
RTÜK ya da TDK bu konuda yetki sahibi olup ekrandaki isimler mutlaka denetlenmelidir. Küçücük yaşlarımızda kendilerine emanet olarak verildiğimiz öğretmenlerimiz bu konuda muhakkak bilgi sahibi ve çocuklarımıza da örnek olmalıdır.
Üniversiteler; bölümleri ne olursa olsun TDK ile iş birliği yaparak Türkçeyi doğru konuşma ve yazma eğitimi vermeli ve bu eğitimlerde de profesyonel isimlerden destek almalıdır. Sonrasında kişiler yine Türk Dili Kurumu tarafından hazırlanacak sınav neticesinde değerlendirilmelidir.
Son olarak beni yine çok rahatsız eden bir diğer konu da özellikle alışveriş merkezlerinde karşımıza çıkan yabancı isimli mağazalar ve içeri girdiğinizde çalan yabancı müzik parçaları. Bizim dilimiz, bizim kültürümüz o kadar güzel ve zengin ki dil anlamında yabancı hiçbir kültürel kaynağa ihtiyacımız yok. Dolayısıyla bu tabelalar da muhakkak Türkçe isimlerle yer değiştirmelidir. (Marka olanlara yapacak bir şey yok tabii ki).
Devlet yetkililerinin ve mesleği konuşmak olan kişilerin dışında vatandaşa görev düşmüyor mu? Aslında herkese görev düşüyor. Mahallemizdeki bakkal amcadan bile bir şeyler kalıyor kulağımızda. Beklentimiz bir “spiker” performansı değil, ama hiç olmazsa argo ve yabancı kelimelerin kullanılmadığı temiz bir dil kullanmak zorundayız.
Özetle; bir milleti millet yapan en önemli ögelerden biri dil ise, onu doğru kullanmak öncelikle bir vatandaşlık göreviyse, bu anlamda örnek teşkil etme görevlerinden biri de biz spiker-sunucuların sorumluluğundaysa bunun hakkını vermek boynumuzun borcudur. Dilimiz Türkçeye gerekli özeni göstermek ve gelecek nesillere en doğru en güzel şekliyle aktarmak hepimizin görevi olmalı. Bu konuda ben ve benim gibi meslektaşlarımdan destek alınmasını tavsiye eder, tüm okuyucularınıza sevgi ve saygılarımı sunarım.

TUĞBA YÖNTER KİMDİR?

Ankara’da doğdu. Gaziantep Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı Ses Eğitimi Bölümünden mezun oldu.
Spikerlik- Sunuculuk mesleğine 15 yaşında radyo programları yaparak başladı. Öğrencilik hayatı boyunca da özel radyolarda spikerlik ve sunuculuk mesleğine devam etti.
Üniversiteden mezun olduktan sonra birçok TV kanalında haber spikeri olarak görev yaptı. 2008 yılından bu yana spikerlik-sunuculuğun yanı sıra çeşitli kurum, kuruluş ve medya-iletişim akademilerinde; spiker adayları, akademisyen, siyasetçi, bürokrat, yönetici, öğrenci vb. katılımcılara özel ders şeklinde ve tercihe göre grup olarak eğitim vermektedir.
Türkiye Büyük Millet Meclisinde (TBMM) milletvekili müşavirliği de yapan Tuğba YÖNTER; hâlen bir kamu kurumunda ve çeşitli organizasyonlarda Eğitmen Spiker- Sunucu olarak meslek hayatına devam etmektedir. www.tugbayonter.com

Aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz..

Doğrudan Link

https://www.yumpu.com/xx/document/view/61715766/krmzturk-medya-caddesi-agustos-2018-say-4

İçeriğimizi Puanlayın 1-10 Arası

0 points
Upvote Downvote

Total votes: 0

Upvotes: 0

Upvotes percentage: 0.000000%

Downvotes: 0

Downvotes percentage: 0.000000%

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir